Yazılar

Mevlevi Şeyhi Hasan Çıkar (Rıza) Dede

57 Yıllık Mevlevi Geleneği ve Çağdaş Yaklaşımları

Hayatı ve Kişiliği

           Hasan Çıkar Dede,  Mevlânâ Celâleddin-i Rûmi’nin  felsefesini ülkemizde benimsenip yayılması ve yaşatılmasında bir çok katkı sağlamış, yurt içi  ve yurt dışı bir çok hizmette yer almış bir mütefekkir; çağdaş ve yenilikçi yönüyle de Mevlânâ’yı, Mevleviliği daha geniş bir açıdan günümüz insanına anlatmış bir Mevlevi şeyhidir.
Hasan Çıkar Dede 13 Mayıs 1935-13 Ekim 2018 yılları arasında yaşamıştır. Resmi kayıtlarda 1935 olarak kabul edilen doğum yılının, aslında  1934  olduğunu yakın çevresine anlattığı bilgilere dayanarak öğrenmekteyiz. Makedonya’nın Üsküp şehrinde doğmuştur. Yirmi beş yaşındayken ailesi ile birlikte Türkiye’ye göç etmiştir.

Mürşidi Hakkı Kurtuluş

             Mürşidi, Üsküp Mevlevihanisi’nin son şeyhi Hakkı Kurtuluş’tur. 1902 yılında Gilan’da doğmuş, 1977 yılında vefat etmiştir. Hakkı Kurtuluş’tan önce Üsküp Mevlevihânesi’nde postnişin olarak görev alan dedeler Gazeteci Eyüp Salih’ in Makedonya’da ki Tarikatlar, Silsileleri, Maneviyat Büyüklerinin Hayatları ve Hizmetleri adlı çalışmasında (https://www.balturk.org.tr/makedonyadaki-tarikatler-silsileleri-maneviyat-buyuklerinin-hayatlari-ve-hizmetleri/) Konya’dan türbedar Hüseyin Dede atanır. Ardından, Mustafa Dede ile Abdülbaki Dede tayin edilir, 1850-51 yıllarında postnişin Abdülfettah Efendi’nin ölümünden sonra, İlbasanlı Niyazi Efendi şeyhlik makamına geçer. İlbasanlı Niyazi Efendi; (Arnavutluk) İlbasan Tekkesi’ndendir. (https://isamveri.org/pdfdrg/D01266/2015_67/2015_67_ERAVCI.pdf) Selanik Mevlevihânesi’nde, Küçük Nazif Dede’ye hizmetteyken, şeyhinin izniyle Konya’ya gider. Orada Nesimi Dede’nin hizmetinde bulunur. Üsküp Mevlevihânesi postnişinin vefatı üzerine de, buraya atanır. Kendisinden sonra (1890) oğlu Ali Efendi bu görevi devam ettirir. Ali Efendi’nin vefatının ardından, iki oğlu Hakkı Kurtuluş ve Niyazi Kurtuluş, Yenikapı Mevlevihânesi şeyhi Abdülbaki Efendi Hazretleri’nin huzuruna çıkarlar ve Abdülbaki Efendi, iki kardeş arasından Hakkı Kurtuluş’un mânâsını daha çok beğendiği için, hilafeti Hakkı Kurtuluş’a teslim eder. İkinci Dünya Savaşı sonrası ülkede yaşayan Türklerin hayat koşulları gittikçe güçleşmiş, doğup büyüdükleri bu şehirde bir azınlık olarak görülmeye başlamışlardı. Bu sebeple Hakkı Kurtuluş ailesiyle beraber 1954 yılında Türkiye’ye göç eder. Tekke’nin son şeyhi Hakkı Efendi’nin İstanbul’a göç etmesiyle, 1955 yılında bu tekke yıktırılır.

Mevlevilik Yolunu Seçmesi

              Hasan Çıkar Dede’nin Üsküp’te bulunduğu yıllarda, Hakkı Kurtuluş’u arkadaşının babası olması münasebetiyle tanımıştır. Gerçek anlamda tanışması ise İstanbul’da olmuştur. Hasan Çıkar Dede’nin dini  konular üzerine verdiği izahatlar ve tasavvufa olan ilgisi bir arkadaşının dikkatini çeker ve onu Hakkı Dede ile tanıştırmak ister. 1960 yılında Hakkı Kurtuluş ile tanışır ve onun eğitimi altında; manevi açıdan kendisini besler.  “1965’lerde lüzum olan varlıklar verildi, aldık giydik” der. Bu  yolculuğu; İnsandan insana beslenmek olarak anlatır ve devam eder “Benim aynam Hakkı Dededir. İç aynamda odur, dış aynamda odur…..O ayna ile yola çıkmışım. Yaşadıkça o aynadan söz ederim. Çünkü o ayna, teslim olmuş Hz. Mevlânâ’ ya…..” (Bir Mevlevi Dedesinin Hikayesi) Mevlevilik yolunu bir tarikat olarak değil, insanları bilinçlendiren, onları uyandıran bir bakış  açısıyla anlatmıştır. Toplumun her kesimine seslenmiş; çocuk, büyük demeden, din ve mezhep ayrımı yapmadan herkesin anlayışına göre Hz.Mevlânâ’yı anlatmış, 57 yıl boyunca Hz.Mevlânâ’nın manevi temsilciliğini yapmıştır.

Hizmetleri ve Yenilikleri

Hasan Çıkar Dede 1987 yılında Konya’daki Şeb-i Arus törenlerine postnişin olarak katılmıştır. Bununla ilgili Konya Büyükşehir Belediyesinin sitesinde o dönemle ilgili şebiaruz törenlerinin altı gün sürdüğü ve çok görkemli oluduğu ifade edilir. https://www.konya.bel.tr/s/ihtifaller Hasan Çıkar Dede’nin kurduğu; Galata Mevlevihânesi’ni Yaşatma Derneği (1982-2010) ile hizmetlerine devam etmiş, sonrasında Çağdaş Mevlânâ Âşıkları Topluluğu (1989) ve en son Evrensel Mevlânâ Âşıkları Vakfı (1998) EMAV’ın onursal başkanı olarak yoluna devam etmiştir. Hasan Çıkar Dede’nin bu üstün gayreti ve çabası sayesinde insanlığa sunmuş olduğu bu hizmetler; şu anda kendisinden sonra emanet ettiği evlatları olan canlar tarafından halen daha devam ettirilmektedir.

Çağdaş Yaklaşımları

            17 inci asırdan sonra Mevlevi meydanına kadını alan, 1993 yılında Hasan Çıkar Dede olmuştur. Bu çağdaşlığı, Hac ibadetinden aldığını söyler. Tavafta, Hz. Muhammed Efendimiz’in insanları; kadın ve erkek ayrımı yapmadan, bir arada ibadet etmesinden yola çıkarak hem tasavvuf sohbetlerine, hem de sema meydanına kadınları da alır.
Hz. Muhammed insanları bir tarağın dişlerine benzeterek, hepsini birbirine eşit sayar.  Kur’an ise kadınada, erkeğede üstünlüğü ancak erlik sıfatına nail olabilmekle verir. Bu yüzden Hasan Çıkar Dede olgun bir insan olmak, bilinçli bir insan olmak üzerinden temellendirir düşüncelerini, talebelerini de bu yönde geliştirir.
“Ben yaşadıkça, Kur’an’ın kölesiyim. Ben Hz. Muhammed Mustafa’nın (s.a.v) yolunun tozuyum. Biri benden, bundan başkasını naklederse; ondan da şikayetçiyim, o sözden de şikayetçiyim.” diyerek Hz.Muhammed’in bendesi olduğunu ifade eder. Hz.Muhammed’in düşüncesinin bir tecellisi olarak Hz. Mevlânâ, Hz. Muhammed devrinde olduğu gibi, irşat sohbetlerine kadınları da alır.
Eflaki’nin eserlerinden öğrendiğimiz kadarıyla Hz.Muhammed, kadınları irşat etmek, Allah’ın tebliğlerini bildirmek için kadınlarla bir araya gelip, toplantılar düzenlediğini belirtir, ancak sonrasında bunun uygulanmadığını anlatır. Hz.Muhammed’den sonra ilk kez kadınları meclise alan Hz. Mevlânâ olmuştur. Böylelikle kadınlar Mevlevilikte kendilerine her zaman bir yer bulmuş, insan kimliği altında, olğun insan olma çabasını Hz.Mevlânâ’nın düşüncesine, felsefesine dayanarak kendisini şekillendirmiş ve bunu yansıtabilmiştir.
Mevlevilikte kadınlarla ilgili Abdülbaki Gölpınarlı’nın eserlerinde şu bilgiler aktarılır; Hz. Mevlânâ ‘nın oğlu Sultan Veled’in kızı Şeref Hatun’un bir çok müriti olduğu, Hz. Mevlânâ’nın torunu Ulu Arif Çelebi’nin kadınlarla Hz. Mevlânâ gibi dini sohbetler yapıp bilrlikte sema ettiğini belitilir.
Ayrıca Konyalı Ârife-i Hoş-likâ Hatun’un, Tokat’da Mevlevî halifesi olduğu,  17. asırda Divane Mehmet Çelebi’nin  şeyhlik ve halifelik makamı için büyük kızı Güneş Han’ı  görevlendirdiği gene aynı kaynaklardan günümüze ulaşmıştır.
Mevlevilikte kadın, açıktan bu meclisler içinde olmasa da bu meydandan da uzak bir varlık olmamıştır; göz önünde olmasa da bir şekilde içinde yer almıştır. Abdülbaki Gölpınarlı’ya göre; zamanla Mevleviliğin iktidara dayanmaya başlaması, şehirlerde daha zengin zümrelerce benimsenmesi, kadınların özgürlüğünü kıstlamaya başlamış ve 17. yy’den sonra bu özgürlüğünü kaybetmiştir.

Birlik Seması

                       Hasan Çıkar Dede 1993 yılında, Cem Vakfı Genel başkanı İzzettin DOĞAN’a “Gel, Alevi Sünni muhabbetini ortadan kaldıralım, hepimiz Muhammed Aleviyiz.” der ve Cem Vakfı’nın semah gurubu ile kendi gurubundaki semazenleri aynı meydana alarak Cem’ler düzenler.
Hz.Mevlânâ’nın “Ben bir dükkan açtım, ismi ‘Birlik Dükkanı’. İçinde birden fazla bir şey bulursan ikilik sayılır” şiiri, Mithat Baharî Beytur Hazretleri’nin “Mevlevîyiz Alevî, Şah velâyetin kuluyuz” şiiri, Hasan Çıkar Dede’nin bu birleyici yaklaşımının Mevlevîlik felsefesine ne kadar uygun olduğunu gösterir niteliktedir.
O zamana kadar yalnız bırakılmış, kendi dışından insanlarca çok önemsenmemiş Alevi inançlı insanlarla bir arada ortak semalar meydana getiren Hasan Çıkar Dede, semayıda semahıda şöyle anlatır;
“Müşriklerin savaşa hazırlandığını duyan Caferi Tayyer, Hz.Muhammedin fedailiğini yapmak üzere yola çıkar. Cafferi Tayyer Hz.Ali efendimizin abisidir. Savaşa katılmak üzere gelen Cafferi Tayyeri gören Hz.Muhammed “Neden geldin” diye sorar. Caferi Tayyer “Müşrikler seni katletmek için hazırlık yapıyorlar, uğruna canımı vermeye geldim” der. Hz.Muhammed “Ya Cafer, bu gönül seni ne kadar çok seviyor… Dil tarif edemez,” der. Cafferi Tayyer “Hep bunu duymak isterdim.” Allahhh diyor ve sema etmeye başlıyor. Hz.Muhammed yanında bulanan evlatlığı Zeydi’ye “Öz evladım olsaydın, bu kadar sevemezdim,” diyor. Bunu duyan Zeydi, o da kalkıyor semaya. Sonra Hz Ali’ye, “Sen Ali bendensin” diyor. Bunun üzerine Ali de katılıyor semaya.
Şemsi Tebriz ile Cenab-ı Mevlânâ yedi yüz sene sonra yolda giderken bir değirmen başına geliyorlar. Şemsi Tebriz bakıyor, argın suyu değirmenin çarkına vuruyor, çark dönüyor…hemen Caferi Tayar geliyor gözleri önüne Şemsi Tebriz’in, başlıyor sema etmeye, diğer yanda Hz.Mevlânâ. İşte, o semayı biz aldık.”
“Alevi semasında, Hazreti Muhammed o semayı yapmıştır, Ali’nin zekasına çok hayran olduğu için aşka geldi, Turna Seması’nı yaptı. Hz.Muhammed efendimiz, bir insan hakka nasıl ulaşır, bunu insanlara göstermek istedi. Bunun için Hz.Ali’ye “Hayranlarını topla, onlara Kur’an’dan aldığın terbiyeyi sun, o birliği çoğalt. Kırkınız bir vücut haline geldiğniz zaman bana haber ver, ben sizin kapınızı çalacağım. Kapınızı çalınca sen ‘kim o’ diyeceksin. Ben ‘Allah’ın resulü Hz. Muhammed’im buyurun var mı’ dediğim zaman sen ‘Buyur yok’ diyeceksin. Ben, üzgün bir halde geri döneceğim” Hz.Ali “Ben sana nasıl buyur yok, derim” diyerek yakınır ama Hz.Muhammed’in dediğinide yapar.
Hz.Muhammed zamanı geldiğinde kapıyı çalar. Analaştıkları gibi “Ben, Allah’ın resulü Hz. Muhammed’im buyurun var mı” der. Hz.Ali “Peygamberliğini Allah’ın kullarına icra et” der ve içeri almaz. Ertesi gün Hazreti Muhammed Efendimiz selam olsun üzerine yine gelir, kapıyı çalar. İçeriden ses “Kim o?” “Ben Allah’ın sevgilisi, Allah’ın habibi buyur varmı?” der. Hz.Ali “Git habibliğini Allah’ın kullarına söyle, buyur yok” der. Yine üçüncü sefer gelir, kapıyı çalar, içerden “Kim o?” İşte Hz. Muhammed “El fakrü fahri alem.” Anlamı,dünyada ne kadar varlık varsa hepsi benden üstündür, ben onlardan aşağıyım. Kapı açılır, Hz.Ali “Buyrun ya Resulallah”
Hz.Muhammed “Sizler kimsiniz, ne yapıyorsunuz?” diye sorar. Hz.Ali “Bizler kırklarız. Birimiz kırk, kırkımız birdir.” Hz.Muhammed “Elimdeki bu üzüm tanesini kırkınız, yiyebilir misiniz?” diye sorar. Hz.Ali o üzüm tanesini alır, bir fincanda ezer ve hepsinin dudaklarına değdirerek, üzümün tadını almasını sağlar. Sonra Hz.Ali’den serçe parmağını tığlayarak kanatmasını ister. Hz.Ali serçe parmağını kanatır ve o anda hepsinin aynı parmağından kan akar. Erzak almak için dışarıda olan Selman-ı Farisi de içeri girdiğinde, onun da aynı yerden parmağının kanadığını görürler. Bunun üzerine Hz.. Muhammed Efendimiz cezbeye gelir ve Turna semasını yapar. İşte o semayı bügün Bektaşiler, Aleviler ele aldılar onunla meşk yapıyorlar. Bu Hazreti Muhammed Efendimizin düzeni. Bakın şimdi Hazreti Mevlânâ buraya dayanarak ne söylüyor, “Ey yolcu Allah’a ulaşmak istersen, kendini toprak benzet. Toprağa herkes çiğner basar. Toprakta türlü türlü çiçekler biter, Ademoğlu onu başına taç yapar.”
“Şimdi iki semada da Hazreti Muhammed var. Ben 1993’te iki semayı birleştirdim. İzzettin hocayla beraberdik açtım tarihi, takip ettiler fakirin sözlerini, doğru olduğu için kabullendiler. Onun için biz şimdi ayda bir Perşembe günleri birlik seması yapıyoruz. Semalar ordan çıktı.” 1993-2004 yılları arasında Cem Vakfı ile beraber Birlik Semaları yapılır. 2011 yılında da ayda bir defa olmak üzere, kendi evlatlarıyla birlikte sema ve semah aynı anda birilik semaları düzenlemeye başlar.
“Ben bir dükkan açtım, ismi ‘Birlik Dükkanı’. İçinde birden fazla bir şey bulursan ikilik sayılır”
– Hz. Mevlânâ

Diğer Yenilikleri

Kadın semazenleri Mevlevi Ayinine alırken aynı zamanda müzikte kabiliyeti olan kadınları da mutribe alarak, Mevlevi ayinlerine kadın sesinin girmesini sağladı.
O zamana kadar Farsça olarak okunan Mevlevi Ayini Şerifleri Türkçe olarak okutur. Tekbirleri, Naat’ı, Besmele’yi Türkçeleştirir.
Mevlevi ayinini İngilizce çevirisini Galata Mevlevihânesi’nde okutarak; yabancı misafirlerin, müzik ve sema eşliğinde, Hz. Mevlânâ’nın sözlerini kendi dilinde dinletir. Seyredenlerden büyük bir beğeni alır.
Mevlevi ayininin ilk bölümünde sözleri Hz.Mevlânâ’ya, bestesi Itri’ ye ait olan; Hz.Muhammed’e karşı duydulan sevgi ve saygıyı dile getiren Naat bir kadın sesi tarafından bir çok kez icra edilir.
Sema, mutrip ve naat’tan sonra 12 Şubat 2015’ te Mevlevi Ayinlerinde kadın postnişin ve semazenbaşıda yerini alarak; dünyaya birliğin, kardeşliğin anlamını; ikiyi bir görmenin güzelliğini ve özgürlüğünü sergiler

Bıraktığı Eserler

57 yıl Hz. Mevlanın temsilciliğini yapan Hasan Çıkar Dede aşkını, yazdığı on beş Ayin-i Şerif ve beşyüzden fazla ilahi nin sözlerinde dile getirerek; bizlere, bugünlere aktarmış; 57 yıl Hz.Mevlânâ’ yı ve onun insanlığa sunmuş olduğu sevgi ve aşkı kesintisiz olarak yaklaşık ikibinin üzerinde sohbetinde sevenlerine aktarmıştır. Bu sohbetler daha sonrasında onun hayranı olmuş çeşitli kişiler tarafından kaleme alınarak kitap haline getirilmiştir.
Müzikal Eserler
15 Ayin-i Şerif ve 500’den fazla ilahi
Sohbetler
2000’in üzerinde kayıtlı sohbet
Medya Görünümleri
Belgesel ve film çekimleri, TV programları
Uluslararası Etkinlikler
Yurt içi ve yurt dışı konserler, semalar

Medya ve Belgeseller

1992
Baraka – Yönetmen: Ron Fricke
1998
Hasards ou coïncidences / Şans veya Tesadüf – Yönetmen: Claude Lelouch
2004
National Geographic belgeseli
2016-2018
Cem TV’de “Birlik Dükkanı” programları düzenlendi. https://www.youtube.com/watch?v=HwKW9Uh3pdE
1998
Kanuni Sultan Süleyman/Yönetmen: Suzanne Bauman Auman
2018
Alman TV ALMAN ve IONIA Yapımı – Kadın Semazenler Belgeseli (2018)
2021
İsveç TV Gina’nın Dünyaları – Dönen Dervişler
2021
Alman Radyo ve TV – Mevlânâ’nın Dervişleri
2023
Alman Radyo ve Televizyonu – ProSieben /Galileo
2023
UNESCO Arc et Senans Kenti 3D/360 Derece Çekimi / Sema Töreni ile Kentin Tanıtımı

Mirası

Hasan Çıkar Dede’nin mirası, evlatları tarafından yaşatılmaktadır. Çağdaş yaklaşımları Mevleviliği modern zamanlara taşıyan önemli bir köprüdür.
57 yıllık hizmet hayatında Hz. Mevlânâ’nın evrensel mesajını çağdaş bir anlayışla dünyaya tanıtmıştır.